Tükettikçe Tükeniyoruz

Tükettikçe Tükeniyoruz

Üniversiteye başlamamla birlikte hayatımda birçok şey değişti. Değişimleri takip eden süreçte eşya biriktirme alışkanlığımın olduğunu ve bunun hiç de iyi bir alışkanlık olmadığını fark ettim. Bu durumu üniversitedeki ilk senem bittiğinde, tam sekiz ay önce iki bavul ile geldiğim yurttan, iki bavul ve üç çanta ile zar zor ayrılıp iki koli eşyamı da yurdun emanet bürosuna bıraktığımda anladım. Yolculuğum sekiz ay önce üniversite okumak için çıktığım evimeydi ama ben, aynı ben değildim. Sekiz ay önceki benden tam üç çanta ve iki koli eksiktim. Evet, fazla değil eksiktim. Aslında anlamam gereken şey, eşyalarımın bana sadece onların yerlerini değiştirmem gerektiğinde değil;? durdukları yerde de gereksiz yük olduklarıydı. Yolculuk esnasında üniversitede gittiğim “77. Şube” adındaki tiyatro oyunu geldi aklıma. Oyunda, nükleer bir patlamadan sonra insanların, hayatlarını devam ettirebilmeleri için gerekli olduğuna inandırıldıkları radyasyon ceketleri gibi aslında ihtiyaçları olmayan ve bir o kadar da vasıfsız olan ürünler için ömürleri boyunca para ödedikleri post apokaliptik bir dünya düzeninden bahsediliyordu. Oyunu ilk izlediğimde farkına varmadığım ama sonrasında benim için çok büyük anlamlar ifade edecek olan çıkarımlarımı yapmam için bu yolculuğa çıkmam gerekiyormuş.

Oyunda, aslında bir patlama olmadığını, etrafa radyasyon yayılmadığını ve devlet tarafından onlara satılan ürünlere ihtiyaçları olmadığını bilmeyen karakterlerden tek farkım birileri tarafından değil de bizzat kendim tarafından kandırılmış olmamdı. Üniversiteye ilk başladığımda bana yeten iki bavul eşyamın, artık yetmemeye başlamasının sebebi, daha fazla şeye ihtiyaç duymam değildi kesinlikle. İnsan yaşamak için sadece kendisine ihtiyaç duyar. Oyundan anladığım da buydu. Kendimize oluşturduğumuz sahte ihtiyaçlara sahip olmak için koştururken vazgeçtiğimiz şey aslında kendimiz olmak. Şubeye gelen meşhur kadının, yine şube yüzünden kaybettiği gözlerine sahip olabilmek için ödediği parayı kazanabilmek adına çalışması gereken mesai saatleri başka ne şekilde açıklanabilirdi? Sevmediğimiz insanlarla, sevmediğimiz ortamlarda sadece para kazanmak ve ihtiyaç diye adlandırdığımız şeyleri elde edebilmek uğruna, mutlu bir hayat sürmek ve hayattan zevk almak gibi uzun süre önce yapmaktan vazgeçtiğimiz gerçek ihtiyaçlarımızın dahi farkında değiliz. Değer üretmek, ortaya bir ürün koymak ya da kendimiz dışında birilerine faydalı olacak şeyler yapmak gibi dertlerimiz yok. Düşünüyorum da bizim aslında derdimiz yok. Dert dediğimiz şeyler; şarjımızın bitmesi, kahve içmeden uyanamamak, fotoğraflarımızın daha fazla beğeni alması gibi hiçbir değeri olmayan ve bizi metalaştırmaktan başka hiçbir işe yaramayan saçmalıklar. Bizler tüketmek ile tecrübe etmek arasındaki ince çizginin yanlış tarafını seçmekte bir an olsun tereddüt etmiyoruz. Bir kitabı okuyup üzerine düşünmek ve magazinsel kısımları atıldıktan sonra kitaptan bize kalan asıl mesajın peşine düşmektense ihtiyacımız olmayan kısımları ile yetiniyoruz. Kitapları da tüketiyoruz. Diğer her şeyi tükettiğimiz ve bunun farkında olmadığımız gibi… Tüketmek bizi eksiltiyor. Tükettiğimiz her bir şeyin bağımlısı oluyoruz. Yani kendimizden feragat ediyoruz. Daha fazla tüketebilmek için kendimizi tüketiyoruz. Minimalist bir hayat sürme maceram ve kendi minimalist hayat felsefemi oluşturmam bu yolculuktan sonra başladı.

Üniversite hayatımın ilk yılında kendimi üç çanta, iki koli eksiltmiştim. İzlediğim tiyatro oyunu ve çıktığım yolculuk aydınlanmamı sağmıştı. Daha fazla eşyaya sahip olmadığımı aksine bağımlı hale geldiğimi fark ettim. “Kesinlikle telefon kullanmayacağım.”, “İnternet gereksiz bir şey.”, “Bilgisayarımı satıyorum.” gibi saçmalıklara girmeden yaşamam için gerekli olan temel ihtiyaçlarımı belirleyip fazlalıkları kuzenlerime dağıtarak başladım yeni hayatıma. Oyundan yola çıkarak oluşturduğum ihtiyaç anlayışım sayesinde daha kaliteli bir telefon almaktan vazgeçtim. Minimalist hayat görüşümün temeline “Minimum ihtiyaç, maksimum konfor.” anlayışını yerleştirerek daha az tükenmeyi ve kendimden daha az taviz vermeyi seçtim. Bu şekilde hayatımın 77. Şube’sini terk edebildim. Şimdiyse eksilmeden, bilakis artarak ve üreterek yol almaya devam ediyorum.

İlgili Yazılar