Sosyal Medyanın İki Yüzü

Sosyal Medyanın İki Yüzü

Her şeyi siyah ya da beyaz olarak ayırmaya alıştığımız hayatlarımızda sadece bu renklerin olmadığını, bazen grilerin ve gökkuşağının da olabileceğini kabul etmemiz gerektiğini düşünüyorum. İnsanoğlu her şeyi uçlarda yaşama mantalitesinden çıkıp ince ayarı tutturabildiği zaman çoğunlukla zararlı kategorisine sokulan eylemlerden fayda elde edebilir ve aşırıya kaçmanın zararın asıl nedeni olduğunu fark edebilir.

Günümüzde sosyal medyanın hayatımızda nasıl da hüküm sürdüğü tartışılmaz, bu sebeple onun iyi ve kötü yanlarını tartışıyoruz. İnternette sosyal medya kullanımının hayatları verimsiz ve boş ve hale getirdiğini, acilen sosyal medya hesaplarınızı kapatmanız gerektiğini söyleyen milyonlarca video bulabilirsiniz. Diğer bir tarafta ise yaşamının merkezi sosyal medya profili olmuş, kazandığı para ve hayat kalitesini aktif geçen ekran süresiyle elde ettiğini söyleyen kesimle karşılaşabilirsiniz. Ben iki tarafı da dinlemek istiyorum çünkü bunun kolayca sonuca varabileceğim ve doğru veya yanlış diye damgalayabileceğim bir başlık olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca farklı fikirleri çekinmeden ve karşı tarafı incitmeden tartışabileceğimiz, ego savaşlarına girmeden birbirimizden öğrenebileceğimiz bir dünyanın hayalini kuruyorum. Böylece sosyal medya hesaplarımı kapatmadan önce mikrofonu iki tarafa da uzatmak istiyorum.

İnternet çağından önceki samimiyet ortamı ve gün içindeki verimli zaman süresi yadsınamaz. İnsanların telefonları yerine birbirlerinin gözlerine baktığı, içtenlikle dinlediği ve zaman yönetimini daha iyi yönetebildiği zamanlara dönüp bakmayı normal karşılıyorum. Şahsen ben dikkatim dağılmadan, bütün konsantrasyonumla saatlerce okuyabildiğim zamanlara büyük özlem duyuyorum. Telefonumun ekranına düşen bildirimleri kontrol edip belki önemlidir diye cevap verdiğim aramalarla bölünen konsantrasyonum uzun vadede tamiri zor bir hasar gördü. Başka hiçbir şeyle ilgilenmeden okuyabildiğim bir saati zevkle kucaklıyorum şu sıralar. Tam bu noktada sosyal medyasız hayatın daha iyi olduğunu, işlerini vaktinde bitirip ailesine zaman ayırabildiğini söyleyen insanlara imrenerek bakıyorum.

Mikrofonu internetin ışıltılı ve sınırsız dünyasına uzattığım zaman ise bambaşka bir gerçeklik duyuyorum. Spesifik olarak araştırmasam bile gündemdeki haberler kucağıma düşüyor, gözüme çarpan bir başlıkla beynimin başka bir yerinde bir merak kıvılcımı çakıyor ve kendimi geniş araştırmalar yapıp istediğim sonuçlara bambaşka dillerde ulaşabilirken buluyorum. Üç yıl önce başka bir ülkede tanıştığım birinin hayatını ona müdahale etmeden, onun izin verdiği ölçüde takip edebiliyor ve beni heyecanlandıran, kalbimi ısıtan şeyleri kendi istediğim ölçüde çevremdeki insanlarla ve belki de daha geniş kitlelerle paylaşabiliyorum. Tam bu noktada sosyal medyanın o kadar da kötü olmadığını, hatta seviyeli kullanımıyla fayda getirebileceğini düşünüyorum.

Çok daha iyi işler yapabilecek iken ekranımı kaydırarak geçirdiğim saatlere elbette acıyorum. Hayatımın hassas dönemlerinde daha ağır yaşadığım özgüven problemlerini, bir şeyleri kaçırıyor olduğum hissini ve her şey çok daha iyi olabilirdi fikrini ekranımdan gördüğüm farklı açılardaki aynalardan yansıyan hayatların katmerlendirdiğini biliyorum. Fakat öğrenmek istediğim yabancı dillere sürekli bir şekilde maruz kalmamın, bazı insanlarla iletişimimi kaybetmemenin ve hayatımı bambaşka yönlere sokan birçok fırsata da klavyemin ucundan, yerimden kalkmadan ulaşabildiğimi de biliyorum. Bütün bu tartışmalar ışığında ben henüz sosyal medya hesaplarımı kapatmayı düşünmüyorum, ölçülü olduğum sürece bana keyif ve bilgi getirdiğini hissediyorum. Öbür yandan aksini yapan kimseyi de yargılayacak değilim, herkes kendine iyi geleni bilip mevcut durumunda iyi hissettiği sürece onlar için ancak mutluluk duyabilirim. Ben farklı fikirleri dinlemeye ve beynimi farklı şekillerde çalıştırmaya hazırım, peki ya siz? Siz sosyal medya aynasının hangi tarafındasınız?

İlgili Yazılar