Sosyal Medya ve Sosyal Kaygı

Kaygı, bireyin gerçek ya da hayali olarak algıladığı ancak net olarak tarif edemediği korku ve endişenin aşırı halidir. Bireye fiziksel ve ruhsal olarak etki edebilmektedir ve diğerleriyle iletişim kurmada problem yaşama, bulunduğu ortamdan memnun olmama gibi baskılayıcı rolü bulunmaktadır. Bu baskılayıcı rol nedeniyle birey, sosyal ortamlarda endişe yaşamaktadır. Sosyal kaygı ise Schlenker ve Leary’ye göre, bireylerin konuştuğu kişiye özel bir izlenim verme konusunda motive olduklarında, gerçek veya hayali sosyal ortamlarda kişilerarası değerlendirmenin olasılığından kaynaklanan kaygı olarak tanımlanmaktadır (Green ve ark. 2016: 206). Sosyal fobi olarak da adlandırılan sosyal kaygı, kişinin hayatını ve duygu durumunu oldukça etkileyen ve sosyal ortamlarda ortaya çıkan bir kaygı türüdür. Teknolojik gelişmeler sonucunda ortaya çıkan ve sosyal medya adı verilen iletişim ortamlarında da sosyal kaygı yaşandığı görülmektedir.

Yaşamımızda büyük bir yer edinen sosyal medya, kullanıcıların ürettikleri içeriği paylaştıkları ve birbirleriyle etkileşim kurdukları bir mecradır. Bu mecralarda yüz yüze etkileşimlerde yaşanan kaygı unsurlarının var olmaması nedeniyle daha az kaygı yaşanması beklenmektedir. Ancak sosyal paylaşım sitelerinde kurulacak iletişimin yüz yüze iletişime göre başka birtakım olumsuzluklar ortaya çıkararak kaygı seviyesini artırması da mümkündür. Bu nedenle internet üzerinden kurulan iletişimin kaygı seviyesi üzerinde olumlu ve olumsuz birtakım etkilerinin olduğu söylenebilir.

Araştırmalara göre, sosyal fobiye sahip bireyler sosyal medyada kendilerini sosyal açıdan daha yeterli algılamaktadırlar. Sosyal paylaşım sitelerinin yüz yüze iletişime göre daha az kaygı uyandırmasından dolayı daha yüksek sosyal kaygı yaşayan bireyler internette daha fazla vakit geçirmekte, bu durum bireylerin yaşamlarında olumsuzluklar meydana getirebilmektedir. Vanucci ve ark. (2017) tarafından yapılan bir araştırmada günlük sosyal medya kullanım süresi ile sosyal kaygı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Primack ve ark. (2017) tarafından, genç yetişkinler arasında yapılan bir diğer çalışmada ise 0-2 arasında farklı sosyal medya uygulaması kullananlara kıyasla, 7-11 arasında farklı sosyal medya uygulaması kullanan katılımcılarda, depresyon ve anksiyete belirtilerinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.