Sosyal İz

Doğada izler vardır. Hayvanların, bitkilerin, insanların hatta mikroorganizmaların. Bunların arasında insan, doğaya en çok ve en çeşitli iz bırakan canlıdır. Her insanın kendine özgü parmak izi olması bu çeşitliliği sağlayan en büyük unsurdur. İnsanlar aradıkları faili dahi bu spesifik izlerden tanır ve bulur. Fakat kendini bulmuş doğa kaybolan insanı spesifik parmak izinden tanımaz. Doğanın tanıdığı insan izleri bazen ekosisteme faydalı bir fidan, bazense doğaya yapılmış kalıcı dövme misali kaybolması uzun yıllar alan bir plastiktir. İnsan sadece doğada mı iz bırakır? Ya da iz sadece doğada mı vardır?

İnsanın doğaya bıraktığı iz, var olunan dönemden bu yana farklılaşmış ve değişmiştir. İnsan ilk olarak doğal madenlerin şekillendirilmesi ya da ağaçların işlenmesi gibi doğaya eşdeğer izler bırakırken, zaman içinde elementlerin keşfedilerek kullanılması izleri değiştirmiştir. Hayatta kalma ve barınma ihtiyaçları doğrultusunda bu değişim eski çağlardan günümüze doğaldan ziyade yapay ve işlenmiş atıklar, ormanlar yerine yüksek binalar olarak boy göstermektedir. Bu değişimden rahatsızlık duyan duyarlı kesim bu konuda gerekli savaşı vermektedir ancak son yıllarda fark edilmesi, savaşılmasından daha güç olan bir cephe daha açılmıştır. İnternet ve sosyal medya cephesi. İnsanın bu cephedeki en büyük dezavantajı ise alışılagelmişin dışında bıraktığı sosyal izdir. Öyle ki insanın internet dünyasında bıraktığı bu iz, özel bilgilerin erişilmesinden, alışveriş fikirlerinin şahsa göre güncellenmesine kadar geniş bir ağ tarafından izlenip yönlendirilebiliyor. Hatta ve hatta son dönemlerin popüler sosyal paylaşım uygulamalarındaki görüntüsel yaşam, güzellik, yakışıklılık, vücut görünümü gibi kavramların anlamlarını güncelliyor. Bu durumda insan bilinçaltında yavaş yavaş özgüvende kayıp, beğenilme kaygısı, izlenilen hayata özenme ve gerçek dünyadan uzaklaşma psikolojik etkiler bırakıyor. Yani sosyal iz doğru ve belirli olgunlukta kullanılmadığı her yerde potansiyel gelecek tehdidi oluşturuyor.  

İnternet kullanan bireylerin oranı her geçen yıl hatta her geçen gün artmaya devam ediyor. Son yapılan araştırmada TUİK (Türkiye İstatistik Kurumu) verilerine göre internet kullanan bireylerin oranı geçen yıla göre %3’lük bir artış gösterdi. Bu artış olumlu bir gelişme olarak gözükse de yanlış ve bilinçsiz kullanımdan doğan sonuçlar geleceğe soru işaretleri ile bakılmasını sağlıyor. Bu son araştırmalara göre internet üzerinden alınan hizmet özellikle giyim ve teknoloji alanında olurken, bu hizmete binaen ayağına gelen yenilikler ve kestirmeler ile hayatını kolaylaştıran insan, teknoloji sayesinde birbirleri ile bağ kurarken çevresiyle bağını zayıflatıyor. Tamamen uygulamalı sosyal ve teknolojik yaşama kayan insan, çevreye ve doğaya daha az vakit ayırdıkça gerçek yaşam kalitesi de o doğrultuda azalıyor. Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar ışığında, “tek tablet(hap) dengeli bir öğünün yerini alacak” tarzında gelişim örneği sunan başlıklar ise sosyal medyada kaybolmuş bir halkın, gerçek yaşam ve doğaya ne denli sahip çıkacağı konusunda soru işaretleri oluşturuyor.

“İnsan aslında sahip olduklarının bilincinde olmayan bir kapitalisttir.” diyen yazar Franz Kafka’ya ithafen, insanı sahip olmayı umduğu geleceğe emanet ediyorum.