Başarı Odaklılık

Başarı Odaklılık

“Ödül verenin yoksa ödülünü kendin almayı bileceksin” Başarı odağı yüksek kişiler, kendilerine yüksek standartlar belirlerler. Bu yönü güçlü kişiler, yaptıkları işte başkasının yönlendirmesi olmadan kendileri için hep daha iyisine ulaşmayı hedeflerler. Neyi başarmak istedikleri konusunda nettirler ve attıkları her adım bu hedefe yöneliktir. Hedeflerine ulaşma konusunda yollarına azimli bir şekilde devam ederler. Karşılarına çıkan engeller karşısında olumlu bakış açılarını korurlar ve yılgınlık göstermezler. Zorluklarla karşılaşmak onlara heyecan verir, zorlu durumları kendilerini test ettikleri fırsatlar olarak görürler. Öğrenme Çevikliği; Bu yeteneğe sahip kişiler yeni şeyler öğrenmeye meraklıdır, çabuk öğrenir ve öğrendiklerini…

Devamını Oku

Anı Yaşamak Nedir?

Anı Yaşamak Nedir?

Günümüzde sosyal medyanın da yaygınlaşmasıyla popülerlik kazanan “Carpe Diem” konusuna değinmek istiyorum. Sanılanın aksine, yarınını düşünmemek değildir anı yaşamak. Geçmişi kabullenerek geleceğe dair planlar doğrultusunda hareket ederken bu süreçten zevk alabilmektir aslında.Hepimiz mutluluğa ve başarıya giden o yolda zorluklarla karşılaşıyoruz. Bazen sıkılıyoruz, üzülüyoruz hatta sinirleniyoruz. Bu noktada şunu hatırlamak gerekiyor: Bir insan olarak tüm duygularımızla varız. Olumsuz duygular da bizim, kendimiz için doğru olan şeyleri yapmamıza yardımcı oluyor. Biri, hakkımızı ihlal ettiğinde öfkelenip hemen harekete geçme ihtiyacı duyuyoruz. Sınav için endişelendiğimizde ders çalışma gereksinimi duyuyoruz. Dolayısıyla bu duygular da tıpkı…

Devamını Oku

Başarı

Başarı

Başarının bedeli iki dönemde ödenir: Başarılı olmadan önce ve başarılı olduktan sonra. Önce başarılı olmak, sonra da başarılı kalmak için ödenen bedeller vardır. Başarılı bir hayat, yan gelip yatmak gibi bir şey değildir. Peki başarı bizden neden bedel ister? Çünkü; başarıyı hak edeni, hak etmeyenden adil bir şekilde ayırmak gerekir. Bedel bir ödemedir, hayatın üniversite sınavıdır. Eğer başarı bedelsiz olsaydı herkes ona ulaşırdı, o zaman da başarı olmazdı. Başarılı olmadan önce ödenen bedeller, başarılı olmayı hak edenleri hak etmeyenlerden ayıran en önemli göstergelerden biridir. İlki ön ödeme, ikincisi ara ödeme…

Devamını Oku

Yol

Yol

Denilene göre, bilmek lanetliymiş. Eğer insan bilgi terazisinde cehalet ağır basarsa mutlu olurmuş. O zaman neden bir şeyleri biliyoruz? Neden daha fazla bilmek için çaba gösteriyoruz? Denilenler mi yanlış? Hayır, bence bilmek bilginin güzelliğiyle büyülenmekle birlikte aynı zamanda sırtlandığımız bir yük olarak ortaya çıkıyor. Bu yüzden bu kadar zıt bir kavramı ifade ediyor. Sırtlandığımız yüke ise ne denir? Bilmiyorum! Belki, sorumluluk! Bildiğini öğretmenin ya da en azından anlatmanın sorumluluğu, bilginin beraberinde getirdiği paylaşma arzusunun sorumluluğu. Belki de farkındalık; öğrendiğin her yeni bilginin, görüş alanına giren her özne ve nesneye bakışını…

Devamını Oku

Sınavlar ve Kalıplar

Sınavlar ve Kalıplar

Çocukluğumuzun belirli bir döneminden itibaren, henüz hakkında neredeyse hiçbir şey bilmezken, mecburi olarak okullara yönlendirilmekteyiz. Bunun yanı sıra oraya ait olup olmadığımız araştırılmadan bizim için bir sürü emek harcandığını; ailemiz, öğretmenlerimiz ve kitapları hazırlayanlardan tutup okulu düzene sokanlara kadar tanıyıp tanımadığımız birçok kişinin bizim için emek harcadığını öğreniriz. Dolayısıyla çoğunluğumuzun motivasyon ögelerinden bir tanesi; bu emeklerin zayi edilmemesi için çok çalışmamız ve okulda olması gereken şekilde davranarak yüksek puanlar almamız gerektiğidir. Haliyle zihinlerimizde maddi ve manevi bir baskı oluşmaktadır. Okul bizleri sınavlarla tanıştırır. Bu tanışmanın sonucunda kalıpları bir bir kuşanmış…

Devamını Oku

Bir Koltukta Çok Dil

Bir Koltukta Çok Dil

Sosyal medya ile alakalı hem kendi çevremde hem de entelektüel alanda birçok kez şüpheci bir şekilde konuştuğumu sanıyorum. Zira sosyal medya ortamını fazlasıyla merkeziyetsiz ve anonim bulduğum için de hem içeriklere hem de denk geldiğim insanlara karşı net bir şüphecilikle yaklaştığım da doğrudur. Lakin sosyal medyanın en büyük artısından bahsetmezsem böyle bir mecraya ihanet etmiş olurum: yeni bir dil yaratması. Son 10 senede 0-25 arası gençlerin hiç zorlanmadan, 25-35 arasının da biraz zaman ayırarak anlayacağı, yeni imla ve gramer kuralları ile inşa edilen, kendi içerisinde kelimelerini üretmiş dinamik bir dil…

Devamını Oku

Dinlemek ve Anlamak

Dinlemek ve Anlamak

Anlamak için mi dinliyoruz? Yoksa sadece dinlemiş olmak için mi? Bazen o kadar çok anlatıyoruz ki dinlemeyi unutuyoruz. Bazen anlaşılmak için anlatıyoruz fakat dinlenmediğimizi görüyoruz. Bazen de anlatacağımız şeyler varken, anlatmaya fırsat bulamıyoruz. Bunun gibi birçok sorun ile günlük hayatımızda karşı karşıya kalıyoruz. Bir şeyler anlatılırken sabredemiyoruz ve dinlermiş gibi görünürken vereceğimiz cevabı düşünüyoruz. Birkaç mimik ve göz teması kurarak kendimizi de dinlediğimize inandırıyoruz. Aslında biz, dinlemeyi değil anlamayı ertelemiş oluyoruz. Her insan anlaşılmak ister ve bunun tek yolu dinlemekten geçer. Dinlemek ve anlamak birbirine sıkı sıkıya bağlı iki kavram…

Devamını Oku

Manevi Kira

Manevi Kira

Empati* köklerini Fransızca’dan alan bir kelime. Ruhbilim terimlerine göre “eş duyu” anlamını taşıyor. Yardım ise “elinde bulunan olanakları ve gücü başka bir kimsenin iyiliği, onun gereksinimi için kullanma.” demek. Karşınızdaki insanla empati kurmak herkesin kulağına hoş gelen bir kavram. Basitçe açıklamak gerekirse, karşınızdaki insan üzülürse siz de üzülürsünüz, mutlu olursa siz de mutlu olursunuz (ki bu dünyadaki en erdemli aynı zamanda da en zor duygu durumudur). Bu empati kurma durumuyla birisine yardım etme durumunu birlikte düşünelim. Sizce empati kurmamın ve birisine yardım etmenin kötü yanları var mıdır? Daha önce duydunuz…

Devamını Oku

Ağaçlar da Fark Edilmeyi Bekler

Ağaçlar da Fark Edilmeyi Bekler

‘’Amerika’daki ağaçlar neden mutsuz?’’ diye bir deneme okumuştum eskiden. Anlamını çok sonradan fark ettim. ABD metropol bir ülkeydi. Tüm metropoller ülkelerde olduğu gibi herkes bir yerlere koşuşturuyor hayata yetişmeye çalışıyordu. Kimse durup da şehrin orta yerlerine alelade dikilmiş ağaçları fark etmiyordu.  Fark edip de ‘’Ne güzelsin!’’ demek aklına gelmiyordu kimsenin. Evet, bilirim ağaçlar da fark edilmeyi bekler. Ağaçlar ki oksijenimizi, havamızı temizlerler. Tıpkı annelerimizin evde; yemek, çamaşır, temizlik diye koştururken bizim, bu onların doğuştan göreviymiş gibi düşünüp ‘’Belki çok yoruluyordur!’’ diye akıl etmememiz gibi. Toprak, ilk annemiz oysa. Bunu bildiğimden…

Devamını Oku

Doyumsuzluğa Alışanlar

Doyumsuzluğa Alışanlar

İnsana bahşedilmiş en hakiki duygulardan biri, şaşırma duygusudur. Peki insan şaşırma duygusunu kaybedebilir mi?  Daha kapsamlı düşünürsem insan herhangi bir duygusunu kaybedilebilir mi? Aslında şaşırmak denen şey, kendimiz için belirlediğimiz sınırlar dışındaki her duruma verdiğimiz tepkidir. Burada düşünmemiz gereken ise sınırlarımızın nasıl değişeceğidir. Peki insanın sınırları nasıl değişir?  İnsanın sınırları değişebilir mi? Bu düşüncelere tam manasıyla cevap olamasa da Ahmet Ümit’in “Aşkımız Eski Bir Roman” adlı eseri bir yol haritası çizmem ve iki kavram üzerine yoğunlaşmam konusunda bana yardımcı oldu. Kitabın maktul karakteri Edip Bey’in cinsel hayatının bazı noktalarına değinilen…

Devamını Oku