Güç Tek Boyutlu Değildir

Güç Tek Boyutlu Değildir

[1] Bu kavramlaştırma ve analiz Steven Lukes’un 1974’te kaleme aldığı ‘Power: A Radical View’ adlı eserinde ifade ettiği bir parçanın analizidir.Bu sebeple günümüze uyarlandığında gerek güç gerekse de ideolojik ve medyasal araçların ve amaçların değiştiği düşünülerek okunursa daha faydalı ve eklektik olabilecek bir yapıya kavuşabilir. 2 Schattschneider,Bachrach ve Baratz’ın paralel fikirleri de incelenebilir.

Yazın ortalarında Steven Lukes’un güç kavramını kendimce YouTube kanalımda işlemiştim. Özellikle de modern ve postmodern dönemden bir olayı irdelerken kullanılabilen bir teori olması sebebiyle burada da bahsederek okuyucularımıza farklı bir güç tanımı sunmak ve vizyonlarını değiştirmeyi arzuluyorum. Ünlü siyaset bilimci Robert Dahl’ın analizine göre güç bir kişi veya grubun bir başka kişi veya gruba istediğini yaptırabilmesidir. Burada vurgulanan kısım emri alan kişi veya grubun istemese dahi bir şeyi yapmaya zorlanabilmesi halidir. Buna bir örnek kapalı alanlardaki sigara yasağıdır, çünkü siz birey olarak sigara içmek isteseniz de yasalar sizi bu eylemden alıkoyar yani siz istemeden dahi olsa devletin dediğini yapmış olursunuz. Bu da aslında Lukes’un da incelediği gibi devletlerin bireyler üzerinde en temel güç sahibi olduğu teorisi ile örtüşür (bu fikir sadece Lukes’a ait değildir).Bu teorik olarak doğru ancak eksik ya da tek boyutlu bir kavrayıştır.Lukes’a göre bu gücün ilk ve en basit boyutudur.Lukes’a göre çıkarılan kanunlar ve düzenlemeler devletlerin bireyler üzerindeki güçlerinin en temel enstrümanıdır. Hatta bir önceki yazımda incelediğim özgürlük kavramında da Berlin pozitif özgürlük için “özgürlüğün kimler tarafından kısıtlandığı” sorusunu sorarken aynı güç anlayışını ele alır. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi Lukes aslında devletlerin vitesi arttırarak güçlerini başka şekillerde de gösterdiğini savunur ve bunların ikincisi bu “iki boyutlu güç” kavramıdır. İki boyutlu güçte devlet/güç sahipleri ajandayı belirlemek suretiyle kendi hakimiyet alanlarını arttırırlar 2.Lukes’a göre güç neyin bahsedileceği ya da kavranacağı kadar neyin bahsedilmeyeceği ya da kavranamayacağını belirlemek ile de sağlanır. Bu bağlamda Lukes devlet-birey ilişkilerinde devletlerin bazı konuları gündem etmekten kaçınacak şekilde medya ve sivil toplum üzerindeki baskılarını ve manipülasyonlarına dikkat çeker. Baskı burada artık fiziksel değil psikolojiktir ve genellikle açıktan olmaz daha çok manipülasyonlar ile gerçekleşir. Bugün buna en temel örnek hem sosyal medyada hem de TV’lerde herkesçe malum olan belirli konular (ırksal problemler,ekonomik kriz vb.) hakkında kötü yorumların kendine yer bulamaması ya da en baştan kırpılarak gündeme getirilmesidir. Burada karşıt fikirler daha en baştan gündemden itilir ve bu sayede yapılan her türlü konuşma/eleştiri güç erkinin güdümünde kontrollü şekilde başlatılmış ve yapılmış olur kasıtlı olarak belirli konular es geçilir ya da düşük viteste seyreder. Ancak burada hala devletin yani güç sahibinin fikirleri etkilemediğini yalnızca onları kamusal alandan ya da sosyal mecralardan kavuşturarak gücünü arttırdığını belirtelim. Çünkü fikirleri etkileme Lukes’un üç boyutlu güç olarak nitelediği kavrama tekabül eder. Üç boyutlu güç aslında Lukes’a göre en tehlikeli ve sinsi güçtür. Çünkü burada güç sahipleri kendi konum ve çıkarları için daha en baştan fikirleri manipüle ederek olası bir güç çatışmasın engellediği gibi konumunu da güçlendirir. İlk duyduğumda bana aşırı sol bir açıklama gibi gelen bu boyut aslında güçlü demokrasilerde de dikkatli bir inceleme ile gözlemlenebilecek şekilde mevcuttur.Lukes’a göre üç boyutlu güç iki şekilde uygulanır birincisi ideolojik güçtür. Burada güç erki en baştan belirli ideolojik amaçlar ile bilgi akışını sınırlandırır ya da gelen bilgiyi kontrol eder ki gücünü ve toplumdaki algısını kuvvetlendirsin3.İkinci yöntem ise gizli çatışma (latent conflict)4 olarak ifade ettiği yöntemdir. Bu güç sahipleri kendi konumlarının avantajlarını kendilerine göre daha dezavantajlı olanlara karşı kabul ettirerek en baştan belirli muhalefet ihtimallerini de elediği durumlardır. Dezavantajlı grupların kendi konum ve durumlarından “memnun” ya da onlara karşı nötr hale getirilmesi yine fikirlerin daha en baştan etkilenmesine tekabül eder. Gücün bu boyutunda en temel fark gücün artık bireyi daha en baştan etkileyerek sisteme “kendi hür iradesini yok sayarak” adapte etme kabiliyetidir. Zira ilk boyutta olduğu gibi sizi bir şey yapmaya zorlamasına gerek kalmadan sizi kendine benzeterek ‘problemleri’ ve olası muhalefeti ilk aşamadan keserken ikinci boyutta olduğu gibi gündemi/ajandayı belirlemesine gerek kalmadan kendi konumu ve sistemini de kurmuş bir şekilde avantajlı olarak sistemi sürdürür. Burada Lukes’un bütün bu boyutları birbirleri ile çelişmeyecek ve iç içe olacak şekilde ifade ettiğini belirtmemizde fayda var. Ona göre bir toplumda çeşitli zamanlarda farklı boyutlar gözlemlenebilir ya da yaşanabilir. Ayrıca yazının sonuna gelirken Lukes’un teorisinde bahsetmediği bir noktayı da belirtmek istiyorum. Onun istismar ya da baskı olarak gördüğü bu etkileme kabiliyeti ,birçok alanda da özellikle modernitenin ilk yıllarında, devletlerin vatandaşlarını “aydınlatmasına” imkan sağlamıştır. Çünkü dağınık halde duran ırksal, tarihi ve dini argümanlar ancak gücün bu boyutları sayesinde zamanla insanları belirli normlara ikna etmiş ve “millet/ulus” ülküsünü yaratarak modern devlet ve vatandaşlık kavramlarını mümkün kılmıştır. Burada yerelliğin veya devletin sunduğuna karşı koyan kültürel grupların baskı gördüğü fikri doğru olsa da modern devletlerin yarattığı toplum kavramının da tarihsel olarak incelendiğinde o kadar da faydasız ve işlevsiz olmadığını gözden kaçırmamak gerekir. Umarım sunduğum teori ve bakış size güç konusu ve birey-devlet ilişkileri açısından nasıl bir konumda olduğumuzu sorgulatabilmiştir.5

3Buna örnek olarak ABD’nin Soğuk Savaş döneminde SSCB ve komünizm üzerinde yaptığı anti-komünist propagandalar gösterilebilir.SSCB’deki açık anti-kapitalizm propagandalarının aksine burada fikirler medya ve benzeri araçlar ile değiştirilmeye çalışılmış ve başarılı da olmuştur  (ayrıca Horkheimer ve Adorno’nun ‘Mass Media Culture’ fikirleri de okunabilir)4

Buna örnek olarak ABD’deki ‘Amerikan Rüyası’ örnek verilebilir.Özellikle de son 40 yılda inanılmaz derecede artan gelir eşitsizliği ve temel fırsat eşitliği problemleri, herkesin çok çalışırsa istediği yere ve paraya ulaşabileceği iddiası ile nörtlenmeye çalışır 5

Genellikle gelişmiş demokrasilerde asimile olan yerel kimlik veya aidiyetlerin 60-70’ler bandında tekrardan canlandığını ve siyaset sahnesine getirildiğini gözlemlemek mümkün.Bu bağlamda gücün boyutlarında da dalgalanmalar ya da çapraz hareketlenmeler olduğunu söylemek güç gruplarının değiştiğini ya da fikirlerin ya da gündemin eskisine göre daha zor değiştirilebildiğini gösterebilir.

İlgili Yazılar