Dil ve Kültür Köprüsü

Dil ve kültür arasındaki bağ tartışılmaz fakat dil mi düşünce biçimimizi şekillendiriyor yoksa düşündüklerimizi aktarmak için mi dili kullanıyoruz, işte bu bir tartışma konusu. Dil bilimcilere göre, insan kültürü ile dil birlikte değişim ve gelişim gösterir bu yüzden aradaki bağ aslında çift yönlüdür. Yani yeni bir dil öğrenmek sizi farklı bir kültürün kapısından içeri sokar. Ve o kapıdan içeri girdiğiniz zaman kendinizi ifade etme kapasitenize yeni sözcükler eklersiniz.

Birkaç karşılaştırma ile konuyu daha iyi kavrayabileceğimizi düşünüyorum. Örneğin; göçebe kültürlerin iletişiminde kullanılan Moğolcanın kelime haznesinde, yaşamlarının büyük bir kısmında yer alan hayvancılık terimlerini karşılayacak birçok sözcük vardır. Aynı şekilde Fransızca yemek kültürüyle ilgili kendi dilinize çevirisini direkt olarak yapamayacağınız farklı terimler içerir. Biz krema soslu kızarmış et derken Fransızca kısaca fricassee diyerek önünüzdeki tabağı anlatabilirsiniz. Eğer Japonya’da iseniz bir teklifi reddetmek için satırlarca kelimeler, imgeler sıralayabilirsiniz fakat birçok Avrupa dilinde reddetmek için sadece bir kelime yeterlidir. Görünüşe göre Japonya’da daha kibar birisiniz. Kendinizi ifade ederken dilin getirilerini kullandınız, şimdi de sıra dili kullanarak kültürünüzü yansıtmaya geldi. Kore’nin kolektivist yapısını İngiltere’nin bireyselciliği ile karşılaştırabiliriz. Sahiplikten bahsederken Kore’de “our” kullanımının “my” kullanımından daha yaygın olduğunu fark edeceksiniz. Kavramları ve durumları toplumca sahiplenmek kültürlerine o kadar işlemiş ki bunu konuşurken bilinçsizce yapıyorlar. Öte yandan bunu İngiliz kültüründe yaparsanız daha yüksek tabakadan bahsediyorsunuzdur ya da durumla dalga geçiyorsunuzdur.

 Bu çift taraflı etkileşimden bahsettiğimize göre değinmek istediğim bir nokta daha var. Kendi kültürümüzden bahsetmezsek olmaz. Türkler de tarih boyunca farklı kültürlerden etkilendi ve farklı kültürleri etkiledi. Zaman içinde kullanılan diller değişti fakat en son Arap alfabesinden Latin alfabesine geçtiğimiz bir devrim yapıldı. Bu konu üzerine de çok tartışıldı; kültürümüzü terk ettiğimiz konusunda serzenişler olurken okuma-yazma oranının artması da gözlerden kaçmadı. Mesele şu ki, Türkler hiç Arap kültürüne sahip olmadı. İslam’ın kabulüyle kullanılan Arap alfabesindeki sesler, Türklerin kullandığı sesleri ifade etmek için yetersizdi ve 1950’lerde çoğu burjuvanın iletişim kuracak derecede Fransızca bildiği, Avrupalılaşma yolunda adımlar attığı bir dönemde karmaşaya neden oluyordu. Yazması zordu ve sahip olmak istediğimiz kültür ile yaşatmaya çalıştığımız kültür arasında mesafe oluşturuyordu. Böylelikle Latin alfabesi kabul edildi ve Dünya’nın çoğunluğunda kullanılan bu alfabe ile denizler arası iletişim kurulmuş oldu.

Dil kültürden etkilenir, kültür de dilden. Diyalog kurmak istediğiniz yerlere göre dilinizi şekillendirmek mantıklıdır. Dil çektiğiniz yere gider, istediğiniz gibi bükebilir ve dili amacınıza uygun hale getirebilirsiniz. Eğer Sovyetler Birliği’nden ayrılmak ve farklı ufuklara yelken açmak istiyorsanız Kiril alfabesini bırakmak mantıklıdır; eğer Avrupa ile yakın ilişkiler kurmak ve ticareti kolaylaştırmak istiyorsanız Latin alfabesini kültüre dahil etmek de aynı ölçüde mantıklıdır. Umarım ki zihinlerdeki soru işaretlerini biraz da olsa silebilmiş ve insan davranışını bu kadar etkileyen bir konu üzerinden zihnin tatminini sağlayacak örnekler verebilmişimdir.  

Sema Uzun

Sema Uzun, İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun ve Turizm eğitimine devam ediyor. Çeviri ve yazarlık yapmaktan keyif alıyor.