Bir Koltukta Çok Dil

Sosyal medya ile alakalı hem kendi çevremde hem de entelektüel alanda birçok kez şüpheci bir şekilde konuştuğumu sanıyorum. Zira sosyal medya ortamını fazlasıyla merkeziyetsiz ve anonim bulduğum için de hem içeriklere hem de denk geldiğim insanlara karşı net bir şüphecilikle yaklaştığım da doğrudur. Lakin sosyal medyanın en büyük artısından bahsetmezsem böyle bir mecraya ihanet etmiş olurum: yeni bir dil yaratması.

Son 10 senede 0-25 arası gençlerin hiç zorlanmadan, 25-35 arasının da biraz zaman ayırarak anlayacağı, yeni imla ve gramer kuralları ile inşa edilen, kendi içerisinde kelimelerini üretmiş dinamik bir dil doğdu. ‘’Doğdu’’ demek de yanlış olur aslında çünkü bu dili biz inşa ettik hem de bilmeyerek. Bilmeyerek diyorum çünkü bu dilin inşası her kültür ürününde olduğu gibi organik ve plansız bir şekilde zaman içinde önce globalden esinlenerek daha sonrasında da kendi ekosistemini yaratarak büyüdü ve bugünlere geldi. Belki de biz gençleri eski jenerasyonlar ile bu kadar kopuk yapan en büyük faktörlerden biri de budur aslında. Çünkü dilimiz ile yani kelimelerimiz ve kavramlarımız ile düşünür hayal dünyamızı böyle inşa ederiz. Bu inşa sürecinde kelimelerin kompleksliği veya kökenleri de bizim gelecekte özdeşlik kuracağımız fikirleri ve kavramları belirlemeleri açısından oldukça önemlidir. Bu bağlamda sosyal medyada   oluşturulan dili özgürleştirici değilse de ‘’Oldukça dinamik ve genç!’’ olarak yorumluyorum. Hala şüpheciyim çünkü bu dilin ne düzeyde bir anlatı yeteneğine sahip olduğu konusunda kuşkularım var. Yani bu yeni dilin bir dilde aranacak en temel vazifeyi ifade edip edemediğine dair şüphelerim var. Ancak konu dil bilimcilerini ilgilendireceği için ben işin siyaset bilimi ve sosyolojik kısmına kısaca temas etmek istiyorum.

Ünlü Marksist siyaset bilimci Gramsci’nin kültür hegomonyası kuramına göre hakim sınıflar kitleleri sadece zor kullanarak ya da ekonomik olarak sömürmezler. Aynı zamanda kültürü de domine ederek normların ve fikirlerin üzerinde bir tahakküm kurarlar. Bu tahakküm içinde düşünen sıradan insanlar da kendi durumları karşısında öğrenilmiş bir kabulleniş gösterir ve sistemin bir ‘’dişlisi’’ olmaya devam ederler. Bu hegomonyaya karşı Gramsci, alternatif kültür yaratımını öne sürer ve başta işçiler olmak üzere ezilen sınıfların kendi kültürlerini ve dolayısıyla kendi normlarını oluşturmaları gerektiğini öğütler. Bugün Türkiye’de oluşturulan sosyal medya dilinin de mevcut kültür hegomonyasına tamamen alternatif olacak şekilde yeni bir kültür kolu oluşturmasıyla Gramsci’nin göğsünü kabartacağı cinsten bir gelişme olduğuna inanıyorum. Çünkü bu yeni kol, yukarıda da belirttiğim gibi tamamen kendi kuralları ve normları ile akan bir grubun ifade alanı olmasıyla ve her gün kendini inşa etmesiyle canlı bir organizma haline geliyor. Bu canlılıkta her otoriter rejimin kabusu olarak kontrol edilemezlik ve hatta anlaşılmazlığa yol açıyor. Sürekli elden kaçan ama yakalanması gereken bir ‘’av’’ gibi yani. Bu yeni dil ve mecralar gençlerin kendi aralarındaki fikir dünyasını kurmalarına yardımcı olurken yaşlılar ile de aralarına otomatik bir set çekiyor. Bunun en temel faydasını bugünün gençlerinin geçmiş nesillerin ideolojik ve kültürel bagajları ile hayatlarını kurmamalarında gözlemleyebiliriz bence. Geçmişten ya da göklerden gelenlerin fayda etmediği yerde ‘’eski siyaset ağzı’’ sokakları tutamazken ‘’eski-gelenekçi’’ ağız da genç dimağların ilgi odaklarından yağın üzerindeki su taneleri gibi akıp gidiyor. Bu bağlamda bu dil, bizi hem eskinin hem de siyasilerin söylem zincirlerinden kurtarması açısından inanılmaz denecek bir öneme sahip ve yeni bir çağın da anahtarını elinde tutuyor. Çünkü fikir dünyaları yeni kurulan bu insanlara ortak payda olan dil ile de yaklaşamayan her güç sahibi ,eğer gücünü bu kişilerden alıyorsa tabi, gücünü kaybetmeye mahkumdur; isterseniz aile üyeniz olsun isterseniz siyasetçi ‘’X Hanım ya da X Bey’’.

Tabii burada bazı noktalara da dikkat çekmek isterim ki daha sonrasında hem yaşça büyüklerden hem de daha ulusalcı yatkınlıkları olan insanlardan haksız bir tepki almayayım. Yukarıda da belirttiğim gibi, bu dilin globalle el ele inşa edilmesi sebebiyle içinde büyük oranda İngilizce kelime veya birebir çeviri barındırması bağlamında kesinlikle milli bir damara sahip olmadığını vurgulamak gerekiyor. Bu anlamda bu tutumu Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati dönemlerindeki dile yabancı kelime sokma ‘‘çılgınlığına’’ benzetebiliriz ancak o bile yanlış olur çünkü orada kasten alınan kelime ve ifadeler bu yeni dilde tamamen kendiliğinden gelişerek organik ve simbiyotik (ortak yaşayan veya birbirleri ile var olabilen denebilir) bir bağ ile oluşagelmekte. Ayrıca bu dilin içerisinde pek çok yerel lehçe ve ağızdan kullanım da kendine yer etmiş durumda daha da önemlisi bunlar o coğrafya ya da sosyo-ekonomik sınıfa ait olmayanlarca da kullanılıyor (örneğin Ezhel’in Ankara üslubu bugün sınıf, geçmiş ve ırksal farkları gözetmeksizin birçok genç tarafından kullanılıyor ve kabul ediliyor). Ulusalcı defteri kapatırken şunu da eklemek istiyorum bu yeni dil tamamen Türkiye’de yaşayabilmesi açısından ‘’yerli ve milli’’ gibi gözükse de aslında binlerce parçadan oluşan bir dünya dilinin bir lehçesi o yüzden maalesef kendine has değil. Hatta global düzeyde oluşturulan yeni dil ve sembollerden (örn: emoji alfabesi ya da ‘’meme culture’’ gibi) sonra oldukça dinamik bir şekilde kendini onlara da eklemlediğini ve oradan ilham aldığını da varsayarsak bu dilin 208 parçalı, post-modern yapbozun bir parçası olduğunu söylememiz de mümkün olabilir aslında. Yaşça büyükler tarafından gelen eleştiri kısmına da kendilerinin anlayamadıkları bu dilin tamamen uydurmaca bir şekilde geliştiği ve mevcudu yozlaştırdığı yönündeki iddia eklenebilir. Bu kısmen doğru olsa da  bugünün dünyası o kadar parçalı ve atomize haldedir ki bunun olmamasını beklemek özellikle de bu çağın bir ürünü olan bizlerden böyle bir şey beklemek maalesef beyhude bir iyi niyetten başka bir şey değildir. Bu bağlamda ne onlara bu yeni dili (langue décentralisée1) öğrenmelerini önerebiliyorum ne de yaşıtlarıma aileleri ile anlaşacak kadar eski dili kullanmalarını önerebiliyorum. Yeni dil ve kültürümüz hayırlı olsun eski dil RIP.

1 Bu kelime tamamen benim uydurduğum ancak kullanıma girmesini istediğim bir dil ismİdir. Bu yeni dilin böyle anılması hem dünyanın hem internetin hem de bilinçlerin merkeziyetsizleşmesini ifade etmesi bakımından kıymetlidir. Ayrıca böyle bir dilin tanıma konmadan var olamayacağını ancak tanıma girdiği anda da kendi dinamizmini ve merkeziyetsizliğini kaybedeceğini bilmeme rağmen böyle bir adlandırma yapmayı tamamen okuyucumuzda bir zihin egzersizi yaptırmak amacıyla sürdürdüğümü belirtmek isterim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir