Bir İdam Mahkumunun Son Günü – Victor Hugo

1800’lü yıllarda hüküm giymiş birine idam cezası hangi şartlarda verilirdi? Hangi suçun cezası ölümle sonuçlandırılmalıydı? Eğer, bunu okuyanlar arasında hukukçu veya tarihe ilgisi olanlar varsa o zamanlardaki ceza kanunlarına bizden daha çok hâkim olmaları muhtemeldir. Lakin, bir suçun cezası gerçekten ölüm olabilir miydi?

Victor Hugo tarafından kaleme alınan bu kitapta anlatılanların nedeni iki şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. Birincisi, söz konusu olan mahkûmun son düşünce ve fikirlerini karaladığı irili ufaklı bir tomar kâğıdın bulunup kaydedilmesi ve ardından yayınlanmasıdır. İkincisi, bu adama rastlayan başka bir adamın, bir filozofun veya bir şairin zihnine takılan mahkûmun bütün benliğine- tabiri caizse iliklerine- kadar işlediği idam düşüncesinden onu bir kitaba çevirerek kurtulmasıdır. Önsözde geçen bu iki nedenden sonra şöyle bir cümle gelmektedir:

‘’Okuyucu bu iki seçenekten kendisine uygun bulduğunu tercih edecektir.’’

Kitap, doğrudan mahkûmun yaşadıklarına geçmeden önce Victor Hugo’nun ağır bir şekilde kinini kustuğu bir kısımla başlamaktadır. Hugo, yaşadığı dönemde (1802-1885) idam cezasını çok sert eleştirmiş ve hiçbir suçun cezasının ölüm olamayacağını söylemiştir. Halkın bazı kesimleri, idamı gerekli bir ceza yöntemi olarak görürken bazıları da idamın kaldırılması gerektiğini savunmuşlardır. İdam cezasının kaldırılması gerektiğini savunanlar, suçluyu bir ekmeği çalacak duruma, kendi fakirliğini gidermek için hırsızlık yapan ve birini öldüren kişi haline toplumun getirdiğini de düşünmüşlerdir.

 Devlet ise pek de idam cezasını kaldırma taraftarı değildi. Sonrasında devletten 3 kişinin ağır bir suç işlemesi, idam cezasının kaldırılması düşüncesinin oluşmasına sebep olmuştur. Tabii, bu durum Hugo tarafından ağır bir şekilde eleştirilmiştir. Hugo’nun, kitabın bazı yerlerinde verdiği giyotini kesmemesi örneğiyle, okuyucu olarak, o durumu hayal etmek bile insanı kötü hissettirebiliyor. Hugo’nun bu söylemlerinden sonra, idam mahkumunun yazdıklarından bahsediyor kitap. Kitabı okurken, gerçekten de kendinizi dört duvar içerisinde 5-6 hafta sonra o giyotin masasına bağlanacak kişi olduğunuzu hayal ederek onun psikolojisiyle okumaya devam ediyorsunuz. Bu zamana kadar haberlerde idam mahkumlarını okuyan birinin artık haberlerde kendi adının çıkacağı zamanki psikolojisini iliklerinizde hissediyorsunuz.

 Öleceğini bilerek yaşamak! Ne kadar garip bir his değil mi? Kendinizi kitabın sayfalarını okurken günler geçtikçe -kitaptaki günler- ölüme yaklaşan idam mahkumunun eskiye duyduğu özlemi ve ölüm korkusuyla baş başa buluyorsunuz. Okuduktan sonra üstüne düşünmekten kendinizi alıkoyamadığınız, çok sürükleyici bir kitap. Bir idam mahkumunun psikolojisini size hissettirmeyi de eksik etmiyor. Okunmasını kesinlikte tavsiye ettiğim bu kitap, Türk Felsefe öğretmeni, Milli Eğitim Eski Bakanı ve Köy Enstitüleri’nin kurucusu Hasan Ali Yücel adına yapılan ‘’Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi’’nin de bir parçasıdır. Ana dili Fransızca olup asıl ismi ‘le dernier jour d’un condamné’dir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir