Sanat Toplum İçin Midir?

 “Sanat kim veya ne içindir?” diye sormadan önce “Sanat nedir?” diye sormak gerekir bana kalırsa. Sanat bir ihtiyaçtır, insanın üretme içgüdüsünden ortaya çıkar. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde gördüğümüz kendini gerçekleştirme kaygısı sanattır aslında, tamamen bir kendi tatminini sağlama halidir. Bu sonuçtan ilk sorunun cevabına ulaşmak daha kolay oldu sanki, değil mi? Yıllarca insanlar sanatın oluşumuna bir sebep bulmak istedi ve bunun için sayısız tartışmalar düzenledi. Hala bunu tartışıyoruz ve hala objektif bir sonuca varamadık. Çünkü sanat sübjektiftir, nedeni ise süjedir.

  Sanatı oluşturan insandır ve sanat insan içindir. Fakat hangi insan için olduğunu hiçbir zaman söyleyemeyiz. Sanat duygularını kimsenin daha önce aktarmadığı bir şekilde aktarma hali ve herkes bunu aynı şekilde algılayamayacak ise bunu bir topluma mal edemeyiz. Sanatı ortaya koyan kişinin de bir insan olduğunu unutmamak gerekir, her şeyden önce kendi estetik kaygılarını düşünen bir insan. Eğer sanatçı kendisinden talep edileni kendi duygularının ve ifade biçiminin önüne koyuyorsa ortaya çıkan ürünü sanat ürünü olarak değil de ticaret ürünü olarak değerlendirmek gerekir bence, yaratıcılığı taleple şekillendirmemek gerekir.

 Sanatı oluşturan insandır ve sanat sadece kendisi için var olur. Balzac “Roman kahramanlarının kaderleri bile benim elimde değildir ve sanat dediğimiz şey de tam olarak budur. Çünkü sanat, sanat için vardır.” şeklinde özetler bu durumu. Dünyadaki en güzel hisleri açıklamaya kelimeler yetmez ancak benzetmeler yapıp başka elle tutulur güzelliklerle bağlantı kurmaya çalışırız. Sanat başlı başına bir histir, var olan ve olabilecek her şeyin en güzel halidir. Belki de bu yüzden onu bir kalıba sokmamaya çalışmak, kendi halinde var olmasına izin vermek gerekir. Bir roman karakteri, daha varlığının ilk satırlarından kalemi eline alır ve kendi hayat öyküsünü yazmaya başlar. Sanatçı bu aşamada devreden çıkar, karakteri yakından izleyen bir gözlemci haline gelir. Her şeyi bilse dahi gördüğü kadarını aktarır, okuyan insan karakterden kendince bir şeyler çıkarır. Bazen kendisiyle özleştirir bazen eklemeler yapar ve bu hareket her okuyuşunda farklı bir biçimde tekrarlanır, herkes tarafından farklı algılanır. Biri bunun okuduğu en kötü hayat hikayesi olduğunu düşünürken başka biri tamamen hayran kalır. Çünkü dediğim gibi sanat sübjektiftir.

 İnsan var oldukça sanat da var olacaktır ve hep kalbimize en yakın yerde olacaktır. Ben bugün hissettiklerimi içimden geldiği gibi kimseyi düşünmeden kaleme dökersem bu bir sanattır, bunu hoş bulup okumak isteyenler de olacaktır. Belki herkes değil ama ortaya çıkan eşsiz ürünle ilgilenenler olacaktır tıpkı nasıl hissettiğimizle herkesin değil ama yeteri kadar insanın ilgilenmesi gibi. Zaten hislerimizle ilgilenecek birini de aramamak gerekir, sonuçta onlardan sorumlu olan tek kişi biziz. Dünya üzerinde çok fazla insan var ve hepsinden sadece bir tane var. Bu yüzden ne kadar güzel ki sanat her yerde, çok farklı şekillerde ve kendine özgün bir şekilde var. Ben karşımdaki ağaca baktığım zaman da sanat görüyorum, gördüklerimi kağıda döküyorum. Eminim ki o ağacı benimle eş zamanlı görüp tamamen farklı şeyler hisseden insanlar var, çünkü sanat bakan kişinin gözünde var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir