Sahte Bir Cesur ve Cesur Bir Korkak

İnsanların kulaklarımı dolduran kelimeleriyle, karaya vuran dalgaların aşındırdığı taşlar gibi aşındım. (Kaçma, savaş, yüzleş, korkma, üzerine git)

Aşındıkça inceldim, ruhumun hastalığını hissettim. Baş edemedim! Korkak dedim kendime, hakaret ettim.

Sonra içimdeki sesi susturdum. Yürekli olmak ve korkularımla savaşmak istedim. Kendime değil, herkese benzemek istedim.

Şimşek değil, ses olmak; fırtına değil, rüzgar olmak istedim.

Bilinmek, hissedilmek ve onaylanmak arzusuyla değiştim. Değiştikçe korktum, korktukça savaştım fakat savaşmak da yetmedi.

Benliğimi kaybetmeme hastalık dediler, uyanmama ise korkaklık. Doğruyu kaybettim!

Özgürce büyüyen darmadağınık bir daldım oysa, yaşken eğildim.

Ve ben; başkaları tarafından onaylanmak arzusu yüzünden, kurduğu hayalleri paramparça olan bu gerçeklikte yaşasa da içindeki çocuğa uyanan bir zavallıydım.

İnsanoğlunun kaderinin sorunlarla savaşmak, korkularla yüzleşmek olduğuna inanan sahte bir cesurdum.

Cesur bir korkaktım, içindeki çocuğa uyanan.

İçimdeki çocuk rüyalarımda esir aldı beni.

İnsanların dayattığı sorunların üzerine doğru uçacakken; birden ters yöne uçtu leylekler.

Ve eklediler; ‘’Okyanusları salsınlar üzerine! O zaman korkmayacaksın.’’

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir