Ahtapot Güncesi

Hazır insan olmayı tam anlamıyla başaramamışken; dünyaya biraz da tersinden bakalım.

Çok uzun zaman önce kendime şu soruyu sormuştum; bir hayvan olsam hangisi olurdum? 

Ve sonunda ahtapotta karar kılmıştım. Önceleri geçerli sebebim, suyu çok seviyor olmamdı. Daha sonra yaş aldıkça “benim her yerde bir kolum var aslında; her şeyden biraz biraz yapabiliyorum, aynı anda birçok işi yürütebiliyorum ” farkındalığı ahtapotla bağımı daha da kuvvetlendirdi. Sonra daha da yaş aldıkça şunda da aydınlandım; ahtapotun 20.000 tane birbirinden bağımsız vantuzu vardı ve çevresini algılamasını sağlıyordu. E dedim bu vantuzlardan yaşadığım sıkıntılar ve  sanki pek de iyi niyetli olmayan insanlar sebebiyle bende de oluştu; artık daha bi’ ahtapotum sanki. Sonraları, izlediğim ”Ahtapottan Öğrendiklerim” adlı belgesel sayesinde öğrendim ki bu ahtapot kardeşler yapayalnız yaşadıkları o uçsuz bucaksız okyanusta, kendilerini tehlikelere karşı korurken kollarını kaybedebiliyor; fakat bu uzuvlar kendisini yenileyebiliyor. Ve artık bununla da ilişkilendirebilecek bir sebebim var; artık eskisi kadar kendiliğimden ya da karşıdan beklenmeden iyilik yapmıyorum. Yapabilecek kolum varsa da onu da kendim kesiyorum; çünkü karşıdan istendiği takdirde kalan kollarımla yüzebilir ve yardım edebilirim. Ama kendiliğinden mi? Üzgünüm. Çünkü kendine saygısı olan bir ahtapot olmak bunu gerektirir ve de empati ile sempatiyi birbirine karıştırmamak gerekir ve en önemlisi de şu an küçük bir akvaryumda yaşayan, günlerini geçiren bir ahtapot olabilirim. Bu durumda zaman zaman “yüzebiliyorum ya  bu bana yeter” diyemiyor olabilirim.  Ama emek vererek hak ettiğim evimin kocaman okyanuslar olacağı, rengarenk mercanların arasında dolaşacağım günleri  merakla bekliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir