Evrenin En Güçlü Savaşçıları

Kıymetli Makro Dergi okurları ve dinleyenleri… ‘’Evrenin en güçlü savaşçıları sabır ve zamandır.’’ demiş Tolstoy. Aslında bu sözün şöyle bir tesiri var; üzerinde düşündüğümüzde karşımıza geçmişte yaşadığımız bazı olaylar, yaptığımız hatalar ve yine geçmişte ki iyi kilerimiz çıkıyor. Bu nedenle bazı durumlarda soğukkanlılığımızı koruyup, gelecek rotamızı daha iyi çizmemizi sağlıyor. Büyüklerimiz, ‘’Sabır, umut etme sanatıdır.’’ cümlesini söyleyerek, “zamanının gelmesi” gerektiğini bir kez daha vurgulamıştır.

Peki, beklemek mi yorar insanı yoksa beklerken yaşadıkları mı? Veyahut, beklediği şeye kavuşma isteği mi mutlu eder insanı yoksa beklediği şey için verdiği mücadele mi? Ne yazık ki bunların cevaplarını veremem. Keza verdiğimi farz edelim: Beklemekteyseniz veyahut son raddeye ulaştıysanız sizce de bu sizlere yaptığım bir kötülük olmaz mı?
Sevgili Makro Dergi okurları, beklediğiniz ve beklediğimiz şeylere elbette değecek fakat size ve kendime verebileceğim en güzel tavsiye: Hiçbir zaman acele etmemektir. Nasıl mı sonuçlar doğuruyor? Hadi gelin bu sorunun cevabını bir hikâyede bulalım, ne de olsa hikâyeler geçmişin bilgeliğini günümüze taşımaz mı?

Zamanın birinde yaşlı bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe filizlenen kabak, kavak ağacına sarılarak büyümeye başlamış. Yağmurun ve güneşin artmasıyla birlikte kabak büyümüş, büyümüş ve neredeyse kavak ağacıyla aynı boya gelmiş. Kabak dayanamayıp sormuş;

+ Sen bu boya ne zaman geldin kavak?

Kavak ağacı:

– 10 yılda… demiş.

+10 yılda mı? (Alaycı bir şekilde gülmüş kabak.) Bak, görüyor musun, üç ayda seninle aynı boya geldim.

– Doğru, demiş kavak.

Günler geçmiş ve sonbaharın ilk rüzgârları başlamış. Kabak önce hafiften bir üşümüş, sonra yapraklarını dökmeye başlamış, soğuklar iyice başlayınca aşağıya doğru inmiş. Büyük bir telaşla kavağa sormuş;

+Ne oluyor bana kavak, bir buz gibi eriyip gidiyorum.

-Ölüyorsun.

+Peki niçin ölüyorum?

Kavak ise şöyle cevap vermiş;

-Ölüyorsun, çünkü benim on yılda gelmeye çalıştığım yere sen üç ayda gelmeye çalıştın da ondan.

Sevgili Makro Dergi okurları; sabır, acelenin panzehridir. Hayat bir mücadeledir ve önümüze yüzlerce, binlerce engel çıkartır fakat çözümü sadece bize bırakır. Bizim bu mücadele için yaptığımız her fedakârlık ise zafere adım adım yaklaşmaktır. Zafere adım atmanın ilk kuralı da: Zamanla sabretmektir.

“Zamanında bir gün…” diye başlar hikâyeler ve finalinde ise gökten üç elma düşer; biri sana, biri bana diğeri de okuyanların başına. Esen kalın..